Radyo Akdeniz
19 Ekim 2017, Perşembe
Faruk DEMİREL

Faruk DEMİREL

Demirel ile ilgili bir öykü: GÖL

05 Nisan 2017, Çarşamba 12:12

Takip Edin

Gökyüzü birden bire bulutlandı. Poyrazdan esen rüzgar pamuk yığını gibi beyaz bulutları güneye doğru sürükledi. Peşinden karabulutlar çıktı, dağların doruklarından gökyüzüne.  Rüzgar  hızlandı, altın rengindeki  başakları dalgalandırdı, biçilmiş desteleri, yolun tozlarını ve kurumuş dikenleri  sağa sola dağıttı. Arkasından hortum oluşturup yukarı doğru çekti. Oynağanlı Köyü halkı tarlalarda ekinlerini biçiyordu. Bazıları da at arabaları ile köyün harmanlığına biçilmiş ekinleri taşıyordu.

Talaz geçtikten  sonra güneş kara bulutların arkasında hepten kayboldu. Ovaya çöken bulutlardan önce iri iri seyrek yağmur damlaları düştü. Yere düşen bu damlalar kızgın toprak üstünde küçük oyuklar oluşturdu. Biçilmiş tarlalarla suyun buluşmasından toprak kokusu çevreye yayıldı. Gökyüzünden büyük bir gürültü duyuldu. Oynağanlı Gölü’nün ortasına üst üste iki şimşek çaktı. Arkasından sicim gibi sağanak başladı.

Muhtar İbrahim Ağa, eşine ve çocuklarına bağırdı:

-Acele toparlanın, köye dönüyoruz. Bu yağmur şiddetli olacağa benziyor.

Eşi, iki oğlu ile küçük kızı aceleyle tırmığı, dirgenleri, tırpanı, heybeyi toparladılar.

Muhtar’ın gözü hep göldeydi.

-Allah göstermesin, sağanak çok devam ederse göl yine taşacak. Biz harmana taşıyamadan ekinler sular altında kalacak.

Aceleyle toparladıkları eşyayı at arabasına yükleyip köyün yolunu tuttular.

Bütün köylü tarlalardan dönüyordu. Köye ulaşamadan, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, hepsini sırılsıklam etti. Sağanak  köyün içinde önce su birikintileri, daha sonra küçük derecikler oluşturdu. Arkasından sel halinde göle doğru akmaya başladı. Çiftçilerinin hepsi köye döndü, erkekler üstünü başını değiştirip kahvehanenin yolunu tuttular. Kadınlar ahıra, samanlığa daldılar. Kırdan gelen ineği danayı bağlayıp yemliyorlardı.

Muhtar İbrahim, kahvehaneye girdiğinde içerisi dolmuştu. Ocağın dibindeki sekiden yer açtılar. Muhtar herkesi selamlayarak,  minderin üstüne bağdaş kurup oturdu. Kahveci Yaşar, tepsiye dizdiği, üzerinden buhar çıkan çaylarını sıradan dağıtıyordu. Muhtara özel olarak tabakta, bardağın yanına üç küp çeker konmuş çayı getirdi.

-Muhtar Emmi, seninkini demli yaptım.

-Sağ ol yeğenim, demsiz olsa zaten içemezdim.

Muhtar’ın sol tarafında Gediklerin Ahmet, sağ tarafında Sarıların Recep oturuyordu. İhtiyarlar sekide, gençler masaların çevresinde kümelenmişlerdi.

Kahveci Yaşar, çay boşunu alırken Muhtara  laf attı:

-Muhtar Emmi, yağmur devam ediyor. Allah göstermesin bir iki saat daha yağarsa göl kabaracak, tarlaları yine sel basacak.

Muhtar pencereden dışarıya baktı:

-Öyle görünüyor, inşallah bu sene gölü ve çevresindeki bataklığı kurutacağız. Çok şükür partimiz iktidar oldu. Başbakanımız sayesinde yapamayacağımız iş yok. Oynağanlı’dan ve çevre köylerimizden Ankara’ya işi olanları gönderdim. İş isteyenlere iş verildi, atama isteyenlerin ataması yapıldı. Merak etme sen Yaşar,  nasıl olsa buradan Isparta’ya geçecektir. Bütün köy toplanırız, kurbanları keseriz. Gölün kurutulmasını isteriz kendisinden. Bizi kırmaz, gereğini yapar. Kendisi zaten su mühendisidir.

-Muhtar Emmi, bu iş atama işine benzemez. Biraz alçak perdeden konuşsan diyorum.

-Niye alçak perdeden konuşacakmışım. Başbakanımızla aramızdan su sızmaz. Köyümüzün arazilerini su altında kalmaktan kurtaracağız.

Kahveci Yaşar, omuzlarını yukarı çekerek:

-Valla hiç gözüm kesmiyor...

-Gözün çıksın emi!.. Sende iman azalmış. Son zamanlarda İbişler’in Ali’ye takılıyorsun. Çay ocağına çekilip fısıl fısıl konuşuyorsunuz. O’nun Ankara’ya okumaya gidince komünist olduğunu duydum. Sen Ali’nin kafasıyla gidersen inanmazsın elbette.

Kahvehanenin köşesinde oturan Ali’ye herkes dönüp baktı. Ali de konuşmaları dinliyordu. Söze karıştı:

-Muhtar Emmi, sen sosyalisti, komünisti boş ver, gölü kurutmaya bak.

-Gölü  kurutacağız diyorum... Yaşar inanmıyor, onun kafasını sen çelmiş olmalısın!..

-Yaşar, benim çocukluk arkadaşım. Zaman zaman oturup konuşuyoruz, bu doğru. Ankara’da gördüklerimi anlatıyorum. Okuduğum kitaplardan söz ediyoruz. O’nun hoşuna gidiyor, bunda ne kötülük var? Ben de Yaşar gibi düşünüyorum. Siz oyları toplayıp verdiniz. Bir dahaki seçime kadar, bizim köye dönüp bakacaklarını sanmıyorum. Keşke gölü ıslah etseler de tarlalar kurtulsa...

-Bana bak Ali!.. Yeğenim Yaşar, sen de iyi dinle. Gölü kurutturamazsam gördüğünüz şu bıyıkları kazıttırırım, duydunuz mu?

Sarıların Recep’le, Gediklerin Ahmet iki yandan destek verdiler. Recep önce davrandı:

-Sizin aklınız ermez. Yaşınız kaç, başınız kaç?.. İbrahim Ağa, ne derse başbakana yaptırır. Buraya geldiğinde arabadan iner inmez ne dedi? “İbrahim Ağa, hele şöyle yanıma gel bakayım.” Aldı Ağa’yı yanına, attı kolunu omzuna... Bizimle öyle konuştu. Kocaman başbakan için Oynağanlı Gölü’nün lafı bile olmaz.

Kahvehanenin içinde herkes susmuş, tartışmayı can kulağı ile dinliyorlardı. Köyün ileri gelenlerinden, Muhtara destek yağdı:

-Muhtar, isterse yaptırır...

-Hepimiz oradaydık, gördük. İbrahim Ağa’yı başbakan çok seviyor. Gölün lafı mı olur canım, isterse valla denizi bile kurutturur.

-Ben askerde gördüm, fil büyüklüğünde dozerler var.  Ferhat’ın gürzü gibi dağları deliyorlar. Kayalara vurdukça paramparça ediyorlar.

-Muhtar, sen hem büyüksün hem de ağasın. Bıyıkları yeni terlemiş çocuklara kulak asma.

Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Ali ile Yaşar bir şeyler söylemek istiyorlardı. Ali sonunda yüksek sesle diğerlerinin sesini bastırarak:

-Muhtar Emmi, en iyisi sen bıyık kesmeyi bir kenara bırak. Köy yeri burası, bıyıklarını kesersen buralarda duramazsın. Bir teklifim var. Gölü kurutursan çok iyi, hayırlı bir iş yapmış olacaksın. Ancak, bu particilere ben pek güvenmiyorum. Sen gölü başbakana kurutturamazsan partinden istifa eder misin? Söz ver köylünün huzurunda, senin sözünün eri olduğunu hepimiz biliriz.

Muhtar, düşünmeden atıldı:

-Söz veriyorum, kurutturamazsam partimden istifa edeceğim.

Kahvehanede derin bir sessizlik oldu. Muhtar, sözünü kısa bir aradan sonra sürdürdü:

-Babamın partisi, ben de çekirdekten yetişme particiyim. Ya gölü kurutturacağım, ya da istifa edeceğim.

Ali üstüne basarak tekrarladı:

-Edecek misin Muhtar Emmi?

-Edeceğim!..

Kahvehanenin içinde bir alkış tufanı yükseldi. Alkış seslerine:

-Yaşa İbrahim Ağa...

-Varol Muhtar...

-Çok yaşaaa!.. Sesleri karıştı.

Yaşar, üçüncü çay servisini yapmaya başladı. Dışarıda gök gürültüsü azaldı. Sağanak yağmur yavaşlamıştı.

Sarıların Recep:

-Yağmur durdu, dedi.

Kahvehanede oturanların bir kısmı dışarıya çıktılar. Gökyüzü yağmur sularıyla yıkanmış gibiydi. Karşı dağın eteklerinde allı yeşilli bir gökkuşağı oluştu.

Oynağanlı köyünde harman kalkasıya kadar Muhtar’ın verdiği söz konuşuldu. Konu kadınların ağzına da geçmişti. Fırında, çeşme başında göl konusu tartışılıyor, girilen iddia üzerine söylenenler hiç bitmiyordu.

Harmanlar kaldırılmış, samanlar getirilip işler yeni bitirilmişti. İlden ilçeye, oradan da köylere haber geldi. Başbakan Afyon’a gelecek, Şuhut  üzerinden Eğridir yoluyla Isparta’ya geçecekti. Oynağanlı Köyü’nde de haber çabuk yayıldı. Muhtar İbrahim hemen hazırlıklara başladı. En semizinden iki tane koç aldı. Karadilli ile Oynağanlı arasında  başbakanın yolu kesilecek, koçlar kurban edilecekti.

Muhtar, çevre köylere haber saldı. Bekçiyi çağırıp, günde üç defa duyuru yapmasını söyledi. Bütün köylü yolda olacaktı. Bu karşılama çok önemliydi. Gölün ıslah edilmesi bu karşılamada başbakandan istenecekti. Muhtar, kendi kendine söyleniyordu:

“Görsünler bakalım  İbrahim Ağa kimmiş!..  İki tane kıçı kırık muhalif, karşıma çıkmış ileri geri konuşuyorlar. Başbakan baba adamdır. Özellikle köylünün babasıdır. Bana yakınlığı öz kardeşimden ileridir. Beni kırmaz, hem ben kendim için istemiyorum ki!.. Birden aklına o ünlü söz geldi: “Kendim için bir şey istiyorsam...” gülümsedi. “namerdim” sözcüğünü söyledikten sonra yüksek sesle güldü. Sonra: “Liderimizi dinleye dinleye onun gibi konuşur olduk” dedi.

İş çok ciddileşmişti. Akşam yemeğinden sonra kahvehaneye gitti. Köylüler toplandıktan sonra Yaşar’ı çağırdı:

-Yeğenim...

-Buyur Muhtar Emmi.

-Kahvehanede bulunan bütün köylüye benden çay vereceksin. Çaylar içildikten sonra kısa bir konuşma yapacağım.

Yaşar demliği yeniledi, yedeğe su çekti.

Muhtar, çaylar dağılasıya kadar Sarıların Recep ile Gediklerin Ahmet’e Başbakanla ilgili anılarını anlatmaya koyuldu. İkisi birden başıyla onaylıyor, arada sırada da:

-Allah, Allah!... Aşk olsun vallahi, diyorlardı.

Yaşar, hem çay dağıtıyor, hem de müşterilere takılıyordu:

-Başbakanı görür görmez iyi bağıracaksınız. Tarlalarınızın kurtuluşu için, kendiniz için, sakın unutmayın...

Yaşar, Ali’ye çayını verirken:

-Ali kardeş, muhtarın pos bıyıklarından vazgeçtik ama sakın istifa işinden vazgeçmeyelim. Yanındayım ha!..

Ali, yanıt vermek yerine göz kırptı.

Çaylar içilmişti Muhtar:

-Yeğenim, konuşma sırası geldi, susmalarını söyle vatandaşa.

-Hoop, hoop, bir dakika arkadaşlar... Muhtarımız ve ihtiyar meclisimiz buradadır. Muhtar İbrahim Ağa konuşacak.

Konken oynayanlar oyuna ara verdiler. Herkesin yüzü sekiye doğru döndü. Geçici olarak derin bir sessizlik oldu. Arkasından Muhtar konuşmaya başladı:

-Sevgili köylü kardeşlerim... Sizlere diyeceklerim çok önemlidir. Köyümüzün geleceği gölün ıslahına bağlıdır. Tarlalarımızın kurtulması için gölün mutlaka ıslah edilmesi gerekiyor. Göl sorununa çözüm getiremezsek, köyümüzden göç başlayacak, nüfusumuz azalacaktır. Duyuru yaptırıyorum günlerdir, biliyorsunuz. Partimizin lideri, başbakanımız bizim yoldan Isparta’ya geçecek. Biz de çoluk çocuk, kadın erkek yola çıkacağız. Beni destekleyip alkış tutacaksınız. Kasaba ve çevre köylerden de gelenler olacak. Başbakanımız beni çok sever sayar, Allah’ın izniyle bu işten yüz akıyla çıkacağız. İçimizde her ne kadar inanmayanlar varsa da önemli değil. Onlar da Cuma günü gölün ıslah edileceğini anlayacaklar.

Cuma günü bağa bahçeye gitmek yok. Hep birlikte bir yolda olacağız. Kurban keseceğiz ve başbakana dileğimizi ileteceğiz.

Muhtar, konuşmasına kısa bir ara verdi. Bu arada aklına: “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim” demek geldi. Hafiften yine gülümsedi, hemen vazgeçti. Bu söz çok meşhur olmuştu. Söylerse köylülerin güleceğini düşündü. Aklına başka söyleyecek söz de gelmedi:

-Benim söyleyeceklerim bu kadar, dedi.

Kahvehanenin içinden sesler yükseldi:

-Merak etme muhtar, hepimiz orada olacağız.

-Köyümüzün işi, biz gelmeyeceğiz de kim gelecek?

Muhtar köylüsüne güveniyordu. Sözleriyle de bunu belirtmelerinden mutlu oldu. Gözleriyle İbişlerin Ali’yi aradı. Köşede gençlerin arasında oturuyordu.

-Ali yeğenim, kahveci Yaşar’la seni de bekliyorum...

-Merak etme Muhtar Emmi, biz de orada olacağız. Hem de gölün ıslahı için bez afişe yazı yazıp sopalara asacağız ki başbakan iyi görsün.

-Yeğenim, sakın ola ki bez afiş mi, her neyse ona solcu şeyler yazmayın. Hele deyiverin ne yazacaksınız?

Ali afişe ne yazacağını daha düşünmemişti.

-Gölün ıslahı, tarlaların kurtulması için yazacağız. “Göl kurusun, tarlalar kurtulsun” gibi.

-Bak, iyi akıl etmişsiniz. Aman, böyle olsun, siyaset yazmayın.

-Sen başbakanı ikna etmeye bak. Köyün sorunu bizim de sorunumuz. Muhtar Emmi, şu partiden istifa işini unutmadın değil mi?

-Unutur muyum hiç, ama istifa etmeme gerek kalmayacak.

Son iki gün içinde hazırlıklar iyice hızlandı. Muhtar ilçeye gitti ve partiden resimler, bayraklar getirdi. Yol güzergahına, köyün belli yerlerine dikkatle astırdı.

Cuma günü köyde şenlik havası vardı. Bayram günü gibi kadınlar kızlar yeni elbiselerini giydiler. Erkekler de ilçeye giderken giydikleri takımlarıyla kahvehaneye geldiler.

Ali ile Yaşar, üç metrelik bir bez üzerine: “Göl ıslah edilsin, köyümüz göç etmesin” diye yazdılar. İki ucuna  uzun sopa takmışlardı. Yaşar, duvara gerdirip yasladığı pankarta bakıp bakıp:

-Ali, vallahi çok güzel oldu. Bir tane daha yazsak mı diyorum.

-Bu şimdilik yeter, ileride başkalarını da yazacağız.

Yaşar merak etti:

-İleride ne yazacağız Ali?

-Üsleri sökeceğiz, haşhaşı ekeceğiz. İş ekmek özgürlük, gibi...

-Fazladan bezimiz de boyamız da var. Başlamışken onları da yazıversek?

Ali, Yaşar’ın heyecanlanmasına baktı, gülümsedi:

-Acele işe şeytan karışır. Biz burada iki kişiyiz. Yazacağımız pankartları elimizden alıp başımızda paralarlar. İstanbul’da Ankara’da bu sloganlar yazılıp yürüyüşlerde taşınıyor. Ama orada işçiler, öğrenciler büyük kalabalıklar oluşturuyor. Hem Oynağanlı köyünün derdi, şimdilik sadece gölün ıslah edilmesi.

Yaşar, yinede düşüncesini söylemeden edemedi:

-Benim çocukları, anamı, eşimi getiririm. Babam bizimle gelmez. Muhtar ne derse onun dediğini yapar.

-Yetmez, hem onları senin getirmen önemli değil ki... Neden pankart yazdığımızı, neden yürüdüklerini öğrenmeden olmaz.

Yaşar, ısrar etmedi, konuyu değiştirdi:

-Muhtarın burma bıyıklarından vazgeçmeyecektin. Ne güzel olurdu, burma bıyıklı muhtarın bıyıksız halini düşünsene...

-İnsanları fazla rencide etmemek gerek. Muhtar partisinden istifa etsin yeter. İstifa işi hem köyde, hem çevrede çok konuşulacak.

Bu arada bekçi geldi:

-Hadi bakalım vatandaşlar, yola çıkıyoruz.

 Oynağanlı halkı büyük küçük yola doğru akın etti. Karadilli’den de arabalarla geldiler.

İki köy muhtarı en önde kendi aralarında konuşuyorlardı. Köylülerin gözü yoldaydı. Çocuklar sağa sola koşuşturuyorlardı.

Bir saatten fazla zaman geçti. Öğle sıcağı çökmüştü.

Karadilli Muhtarı, Oynağanlı Muhtarı İbrahim’e pankartı göstererek sordu:

-Bez afiş yazmayı kim akıl etti?

-Bizim İbişlerin Ali yazdı.

-Keşke biz de yazsaydık...

-Biz, gölün ıslah edilmesi, tarlaların kurtarılması için yazdık. Siz ne diye yazacaksınız?

-Biliyorsun, biz her sene yağlı güreş düzenleriz. Türkiye’nin her yerinden pehlivanlar gelir. Güreşlerin düzenlenmesinde para sıkıntısı çekiyoruz. Biraz para isteyeceğim.

-Allahını seversen Kadir Ağa, güreşi müreşi karıştırma. Göl için köyde iddiaya girdik. Başbakan’dan söz alamazsam, partiden istifa edeceğim. Ben bıyıkları keserim dedim. Onlar da bıyıkları boş ver, partiden istifa et dediler.

-Deli olma İbrahim Ağa, muhaliflerin sözüyle partiden istifa edilir mi?

-Kahvehanenin ortasında söz verdim. Sen merak etme, başbakanımız  beni kırmaz. O, köylü babasıdır...

-Sen bilirsin İbrahim Ağa...

Çocuklar hep birden bağırıştılar

-Geliyorlar, geliyorlar...

Yokuşu aşan konvoy hızla geliyordu.

Muhtar;

-Hizaya geçin, toplanın... Dediklerimi unutmayın ha, diye bağırdı.

Kalabalık dalgalandı. Erkekler ön tarafa doğru sıralandılar. Kadınlar, kızlar biraz geride toplu olarak duruyorlardı.

Korumaların arabası gelip kalabalığın içinden geçerek baş tarafta durdu. Arkasından siyah, pırıl pırıl bir otomobil köylülerin önünde yavaşladı, korumalar koşup kapıyı açtılar. Başbakan, elinde fötrüyle aşağıya indi.

-Çok yaşa, varol başbakanımız...

Başbakan fötrünü  salladı. Çocuklar tekrar bağrıştılar:

-Çok yaşa...

Önce Muhtar İbrahim, arkasından Karadilli Muhtarı Başbakan’ın elini öptüler.

Başbakan:

-İbrahim Ağa, nasılsın, iyi misin?

-Sayende başbakanım çok iyiyiz. Başbakanım, bu arkadaş Karadilli Muhtarı Kadir Ağa’dır.

-Kadir Ağa sen nasılsın?

-Sayende başbakanım çok iyiyiz...

Başbakan, kadınlara, çocuklara doğru döndü;

-Sizler nasılsınız?

-Çok iyiyiz, sağlığınıza duacıyız!...

Başbakan’ın gözüne Ali ile Yaşar’ın tuttuğu pankart ilişti, “Göl ıslah edilsin, Oynağanlı göç etmesin.”

-Hele siz gelin bakayım buraya, dedi.

Pankart ön tarafa gelirken, Muhtar devreye girdi:

-Efendim, bizim bir derdimiz var. İzin verirseniz anlatayım.

-Anlat İbrahim Ağa, anlat!... Ancak acelemiz vardır, çabuk anlat!

-Efendim, Oynağanlı gölü arazilerimizi su altında bırakıyor. Tarlalarımız perişan oluyor. Gölün ıslah edilmesini istiyoruz.

Ön tarafta konuşmayı duyan köylüler hep bir ağızdan bağırdılar;

-İstiyoruz... Gölümüzü ıslah edelim tarlalarımız kurtulsun...

-Durun hele,  durun bakayım!..

Bu arada Karadilli Muhtarı Kadir, araya girdi:

-Başbakanım yağlı güreşler...

Ancak sözünü tamamlayamadan Muhtar İbrahim yüksek sesle:

-Sayın başbakanım, sizin adınıza köylüye söz verdim. Allah’ın izniyle sözümüz yerde kalmasın!

Kadir, sözünü tamamlamak istedi:

-Efendim, yağlı güreşler...

-Merak etme Kadir Ağa, zamanımız olursa yağlı güreşlere geliriz. Muhtar, sen ne diyordun?

-Sayın Başbakanım, bizim göl ıslah edilmezse köy göçecek.

-Nerede bu göl?

-Köyün öbür tarafında sayın başbakanım.

Başbakan, kalabalığın içinden Muhtar’ın gösterdiği yöne doğru baktı. Sarı sıcağın altında mavi bir su görünüyordu. Yaklaşık üç kilometre uzaktan görünen gölün ucuydu. Diğer tarafı köyün karaltısında kalmıştı.

Muhtar İbrahim Ağa’ya döndü, gülüyordu. Gülerken, etli yüzünde iki tane çukur oluştu. Şapkasını arkada bekleyenlere salladı. Birlikte geldiği kişiler araçlarına binmeye başladılar.

Muhtar İbrahim:

-Efendim, göl çok önemli!..

Başbakan, açık duran siyah arabanın kapısının üstüne, şapkayı tuttuğu elini koyarak:

-İbrahim Ağa, göl iyidir, su nimettir. Göl bir tas su değil ki içivereyim. Zamanı gelince bakarız.

Şapkasını salladı:

-Hadi hoşça kalın…

Muhtarın şaşkın bakışları önünde arabaya bindi. Otomobil hareket etti. Başbakan, camdan elini salladı.

Karşılamaya gelen toplulukta ses soluk kesildi. Muhtar İbrahim’in alnından ter boşandı, koltuk altları ıslandı, sustu kaldı. Boş gözlerle köylülere baktı. Gözü, Ali ile Yaşar’ın tuttuğu pankarta takıldı. Ali ile Yaşar pankartı yere doğru indirdiler.

Karadilli Muhtarı Kadir, İbrahim Ağa’nın bozulmuş halini görünce, üstün körü;

-Hadi hoşça kalın, biz gidiyoruz, dedi.

Karadilli’den gelenler, arabalarına binerek uzaklaştılar. Sarıların Recep ile Gediklerin Ahmet, Muhtar’ın yanına geldiler.

-Muhtar, hadi köye dönelim.

Muhtar, köye doğru yürüdü. Konvoyun arkasından tekrar baktı, çoktan gözden kaybolmuşlardı.

Çocuklar koşuşarak önden gidiyorlardı. Muhtar, Sarıların Recep ve Gediklerin Ahmet yan yana yürürken, geriden gelen kadınlar kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.

Sarıların Recep:

-İbrahim Ağa, iyi ki koçları kesmedik. Heyecandan unuttuk ama iyi oldu, boşa gidecekmiş.

Muhtar yanıt vermedi. Sadece içinden: “İyi ki koçları mundar etmedik” dedi.

Kahvenin önüne geldiler. Muhtar çok düşünceliydi. Yaşar kahveyi açtı, içeriye girdiler. Ali de geçip arkada bir yerlere oturdu. Pankartı dürüp kahvenin dışında bırakmıştı.

Biraz sonra kahvenin içi tıklım tıklım doldu.

Yaşar, çay ocağına geçti. Sıcak suyu vardı. Çay demlemeye başladı. İçeride, Yaşar’ın yıkadığı bardak, kaşık şıkırtılarından başka çıt çıkmıyordu.

Muhtar, cebinden mendilini çıkardı. Kaşlarının arasından süzülen terleri sildi. Dudakları titriyor, kimsenin yüzüne bakamıyordu. Sarıların Recep, Muhtar’ın efkarını dağıtmak istedi:

-Aldırma İbrahim Ağa, olur böyle şeyler. Başbakanımızın acele işi varmış. Gördün ya kendisi söyledi. Ankara’ya dönünce toplanır gideriz.

Yanıt gelmedi.

Yaşar çayları demlemişti. Muhtar’dan başlayarak dağıtmaya başladı. Ali’ye çay verirken göz kırptı. Yaşar’ın içinden güldüğü belliydi. Ali oralı olmadı. Sessizlik sürüyordu.

Muhtar, çayını karıştırmaya başladı. Diğer köylüler de çaylarını içmeye koyuldular. Muhtar ilk yudumundan sonra çay bardağını tabağına bırakmak istedi ancak bardak devrildi. Yaşar koşup çayı yeniledi.

Muhtar, sekinin üstünde ayağa kalktı. Herkes dikkat kesildi.

-Bakın arkadaşlar, başbakanı karşıladık. Ama derdimizi anlatamadık. Bizler kaç gündür hazırlık yapıyoruz, heyecanımızdan koçları bile kesmeyi unuttuk. Bir bakıma kesmediğimiz iyi olmuş, boşa gidecekti. Benim gizlim saklım yok. Her şey gözlerinizin önünde oldu.

Aklına yine o cümle geçti: “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim.” Söylemekten vazgeçti... Partisinin lideri, başbakanı onu köylülerinin içinde küçük düşürmüştü.

Konuşmasını sürdürdü;

-Politikacıların işi seçime kadarmış. Hukukumuz var sanıyordum, yokmuş. Hatırımız sayılır dedim, sayılmadı. Ben köy için hizmet istedim. O ne dedi, “Göl iyidir, su nimettir. Bir tas su değil ki içivereyim!..”

Tekrar sustu. Rahatlamış gibi görünüyordu. Arkalarda gözleriyle İbişlerin Ali’yi aradı. Ali, gözlerini masaya dikmiş dinliyordu.

-İbişlerin Ali haklı çıktı arkadaşlar. Huzurunuzda Ali ile iddialaştık. Ben bıyıklarımı keserim dedim, Ali , “Bıyıklarını kesme, partiden istifa et” dedi. Ben de kabul ettim.

Sesi titredi:

-İbişlerin Ali kazandı. Size çay dağıtan kahveci Yaşar kazandı... Ban, Oynağanlı Köyü Muhtarı İbrahim Ağa’yım. Sözümde dururum!.. Kırk yıllık partimden istifa ediyorum. Boşuna koşturmuşuz, boşuna... Duydunuz mu, istifa ediyorum!..

Muhtar son tümcesini çok dokunaklı söylemişti. Sarıların Recep’in gözünden iki damla yaş geldi. Kahvedekiler, kısa bir duraklamadan sonra alkışladılar. Alkış sesleri uzun sürdü. Birkaç kişi yüksek sesle:

-Muhtar emmi, erkek adamsın...

-Helal olsun!...

Muhtar yerine oturdu. Cebinden çıkardığı sigarayı yaktı. Sarıların Recep çok duygulanmıştı:

-Bu partiden ben de istifa ediyorum...

Arkasından Gediklerin Ahmet:

-Ben de, dedi.

Muhtarın konuşması gerginliği yok etmiş, takdir toplamıştı.

Yaşar, çay ocağından çıktı. Sekinin yanına gelip durdu. Muhtarın gözlerinin içine bakarak;

-Muhtar Emmi, ver elini öpeyim. Allah’ıma  büyük adamsın, sözünün erisin!.. Şimdi sen gönlümde başbakandan daha büyük oldun.

Eğildi, muhtar elini uzattı, Yaşar saygıyla öptü.

Muhtar, tekrar arka tarafa baktı:

-Ali, gel buraya!.. Otur yanıma, bak senin yüzünden partisiz kaldık. Gel hele gel...

Ali yerinden kalkarak muhtarın yanına gitti. Sekinin kenarına sıkılarak ilişti.

Muhtar:

-Babana İbiş falan diyoruz ya, yanlış yapıyoruz!.. Seni okutmakla iyi etmiş. Daha küçüksün ama bizim düşünemediğimizi sen düşündün. Haklı çıktın, ektiler bizi!..

Ali başını salladı. İddiaya girdiklerini unutturmak istiyordu.

-Öyle oldu Muhtar Emmi, sıkma canını!.. Göl için belki başka çare bulunur. Günü gelir ıslah edilir.

-Aferin sana Ali, valla akıllı adamsın. Seninle iyi ki bıyıklarına iddiaya girmedik. Bir de bıyıkları kesseydim, köyde duramaz giderdim. Partiyi kaybettik ama bıyıkları kurtardık.

Sonra, eliyle bıyıklarını yokladı, yerinde duruyorlardı. İki defe sıvazladı. Terlemesi geçmişti:

-Sahi Ali, senin parti hangisi yeğenim?

Ali, muhtara gülümseyerek baktı. Hayalleri yıkılmış, burukluk içerisindeki muhtarın yüzündeki çizgilere hitaben içinden: “Anadolu’nun  güzel insanı” dedi.

Arkasından kısık bir sesle:

-Bizim parti işçilerin, köylülerin partisi. Emekçilerin partisi Muhtar Emmi, dedi.

NOT: Yeni Göçmen Kuşlar öykü 2006 yılında Varlık Yayınların tarafınadn basılan kitapta  yayınlandı, Bu öykü kitabı Süleyman Demirel'in kendisine öykünün bulunduğu sayfa ayraç konarak verildi.

FARUK DEMİREL

Bu makale 2759 kez okundu

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sonuçlar
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 8 7 1 0 14 22
2 Göztepe 8 5 1 2 5 16
3 Akhisar Bld. Genç. 8 5 1 2 4 16
4 Medipol Başakşehir 8 5 1 2 2 16
5 Fenerbahçe 8 4 2 2 5 14
6 Beşiktaş 8 4 2 2 4 14
7 Kayserispor 8 4 2 2 3 14
8 Bursaspor 8 4 0 4 3 12
9 Demir Grup Sivasspor 8 4 0 4 0 12
10 Aytemiz Alanyaspor 8 3 1 4 -1 10
11 Trabzonspor 8 2 3 3 -4 9
12 Karabükspor 8 2 2 4 -2 8
13 Yeni Malatyaspor 8 2 2 4 -3 8
14 Kasımpaşa 8 2 2 4 -4 8
15 Atiker Konyaspor 8 2 1 5 -3 7
16 Gençlerbirliği 8 2 1 5 -8 7
17 Antalyaspor 8 1 3 4 -5 6
18 Osmanlıspor FK 8 1 1 6 -10 4
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı