İstanbul hava durumu °C
03-03-2015
Hasan KIYAFET

Hasan KIYAFET

YAŞAR KEMAL
hasankiyafet@hotmail.com

               “Bir ülke, yaşattığı ve yetiştirdiği insanlara verdiği değer kadar büyüktür…”

 Kim ne derse desin, bu toprakların yetiştirdiği birçok değerli insan gibi Yaşar Kemal’in de gözü açık gitti. Uğruna mücadele verdiği, zindanlarda yattığı, işkenceler çektiği, o güzel dünyayı,  ne yazık ki  göremedi.  Tıpkı:  “O güzel insanların o güzel atlara binerek çekip gittiği” gibi. Toprağın elbette suçu olamaz, ama üstünde yaşayanların, ve üstünde yeşerttikleri  düzenin, Yaşar Kemal ve Yaşar kemal’lere yaptıklarından dolayı çok borcu vardır. Bakmayın ardından kimilerinin dökülür görünen timsah gözyaşlarına. Onların halen ölümüne savunduğu, yaşatmak için nice canlara kıydığı, nice gözaltı kayıplarının birinci dereceden faili olduğu şu çarpık düzen yapmıştır bütün bunarı.

Böylesi acılı günlerde, dar zamanlarda, ölenin ardından söylenen çoğu klasik övgülerden çok, iç hesaplaşmalar, tanıklı anılar ilgimi çeker. İşte size tanık olduğum minik bir örnek. Anlatacağım olayın bazı tanıkları sonsuzluğa yürüdüğü gibi, çoğu halen şükür ki aramızda bizimledir.

  Yıl 1971, yer Davutpaşa Kışlası. Faşist askeri düzen sol görüşlülerin üzerine olanca acımasızlığı ile abanmış. Önüne geleni  aydın, ilerici, yurtsever sosyalisti, öğrenci, öğretmen, işçi demeden bir yerlere tepip tıkıştırıyor.  Bizi de getirip Davutpaşa’ya doldurmuşlardı. Aramızda kimler yoktu ki: Yaşar Kemal, Kemal Türkler, Prof Muammer Aksoy, Prof. Tarık Zafer Tunaya, Prof. İsmet Sungurbey “bir ayağı porotezli”,  TİP Milletvekili, Şaban Erik, Sayıt Çiltaş, ve daha adını sayamadığım nice değerli insan. Genelde adı sanı duyulmuş ünlü isimler olmakla beraber, bizim gibi sıradan  TÖS “Türkiye Öğretmenler Sendika” lı öğretmenler de vardı.

Sabah sayımında görevli Albayın iş ve mesleklerimizi sorup yazdırırken, Yaşar Kemal’e sıra gelince iş karışmıştı.  Çünkü mesleği iyi anlaşılamamıştı.  O: “ İşte yazarlık çizerlik gibi bir şey” demişti. Albay buna bozulmuş, tutanağı yazan ere kızarak: “Yaz oğlum boşta gezer” deyişi, hepimizi bıyık altı güldürmüştü. Daha ilginci aynı Albay ertesi gün gelip hatasını düzeltmek ister gibi Yaşar Kemal’e: “Hişt arkadaş seni tanımadım sanma, sen İnce Mehmet’sin …” demişti. Demek ki bir yerlerden öğrenmişti.

Yine bir gün Yaşar Kemal oltada yirmi yaşlarında, Ali adında Kürt bir gençle Kürtçe konuşmaya başlayınca, görevli astsubay anında müdahale etmişti: “Vatandaş Türkiye’de Türkçe konuş” diyerek. Bunun üstüne de Yaşar Kemal işi yumuşatmak için: “Komutan şaka yapıyorum yahu, say ki dilimin avusunu alıyorum…” demişti.

Bu arada bir de bitişik koğuşta tek kadın tutuklu olan eşimin, bir an önce salınması için Prof. Muammer Aksoy’la Yaşar Kemal’in kafa kafaya vererek, komutanlığa yazdıkları dilekçe konusu var. Muammer Aksoy, teorik hukuk bilgilerini konuşturmak istiyordu. Yaşar abi öyle düşünmüyordu.  “…Geride üç dört yaşlarındaki  İki çocuğum evde yalnız kaldılar. Görev yaptığımız yer olan Çorlu’nun yabancısıyız. Bir an önce sorgumun yapılarak…falan!” diye devam eden duygusal yanı ağır basan bir şeyler yazmaktan yanaydı. Sonunda o dilekçe gerçekten etkili olmuş ve eşimi alkışlarla uğurlamıştık…

                                                                        x

                Yaşar Kemal’in edebiyatının büyüklüğü üstüne söze gerek yoktur. Dahası Dostoyevsky’nin Gogol için söylediğini yinelemek, amacımızı özetlemeye yeter kanısındayım. O:  “Rus edebiyatı, öykücülüğü Gogol’un Palto’sunun altından çıkmıştır” der. Yaşar Kemal için de aynı sözü yinelemekte sakınca görmüyorum. Türk, Kürt kısacası tüm Anadolunun yeni edebiyat kuşağı ona çok şey borçludur.

 Edebiyata ilişkin küçük bir anıyı daha doğrusu ikirciklenerek anlatacağım.  Çünkü bu birebir kendimle ilgilidir. İnsanın kendinden söz etmesi ise zaten hoş bir şey değildir.  Her neyse toprağı bol olsun diyerek başlayacağım, çok değerli sosyalist yazar ağabeylerimizden Hasan İzzettin Dinamo’yu hepiniz bilirsiniz. Türkiye’de sistemden çekmek konusunda henüz onu geçen kimse olmamıştır. Konu şu:  Yıllar önce Dinamo Cumhuriyet Gazetesinde bir yazı yazarak İnce Mehmet’le, benim  Komünist İmam romanını kıyaslamıştı… Orada özetle, Komünist İmam’ın politik anlamda İnce Mehmet’ten daha ileri mevzilere düşmüş bir yapıt olduğunu söylüyordu. Yani birini anti feodal,ötekini anti kapitalist olarak niteliyordu. O sıra bu konu belli çevrelerde biraz tartışılmıştı.  Derken bir gün Cağaloğlu’nda Yaşar abi ile karşılaştık. Doğrusu ben biraz çekiniyordum. Çünkü Yaşar Kemal kim ben kimim,diye düşünmüştüm.

                Yaşar abi gök gürlemesi o güzel gülüşü ile: “Ulan Hasan, bu Hasan İzzetin sana dost mu düşman mı? Baksana seni ileri mevzilere , ateş hattına ölüme sürüyor. ..” diyerek bastı kahkahayı.Nasıl rahatladığımı anlatamam. Kompleksiz, doymuş bir insandı o. Çevresindekileri geri çekmez, aksine  ileri ileri iterdi.

                                                                                             x

                Şimdi gelelim onun bence en önemli , yani politik yanına. Yaşar Kemal doğuştan politik bir insandır. Genç yaşta sosyalist düşüncelerinden dolayı tutuklanmış ve dönemin ünlü komünistleriyle dostluk kurmuştur. Sonra Türkiye İşçi Partisinin,  İnsan Hakları Örgütünün kurucusu olmuştur. Hasılı o nerede aydınlığa yürüyen bir dernek örgüt görmüşse, oraya tereddütsüz katılmıştır. Onun bu özelliğini bütün yapıtlarında da görmek mümkündür. Nesnel koşullar, düşünce, gördüğümüz rüya dahil,  her şeyin belirleyicisi olduğuna göre, onun yaşamı bütün çıplaklığı ile ortadadır. Evde başka, dışarıda başka bir dil konuşan Sürgün Kürt bir aile düşünelim. Sürgünlük başlı başına bir travma, ruhsal kanamadır zaten. Üstelik babası  gözlerinin önünde camide öldürülmüş. Bu da yetmiyormuş gibi bir gözünü kaybetmiş. Bunca hengamenin, çilenin, yangının  arasından sapa sağlam her babayiğit çıkamaz. Çıksa çıksa ancak bir dahi, ya da Gılgameş yavrusu bir Yaşar Kemal çıkar…

                Bu arada Yaşar Kemal’in sadece roman öykü alanında değil, özellikle röportaj dalında da onun gerçek bir usta olduğu unutulmamalıdır. Röportajı bitirene kadar, ilgili ortamda canlı yaşar,kağıt kalem bile kullanmazmış. Olayı olduğu gibi kafasına yazar sonra değerlendirirmiş.“Röportajda İnsanla arama kağıt kalem sokmam…” demesi boşuna değildir. Özellikle: “Zengin mezarları yoksul evleri” adlı röportajı unutulur mu?

                Yaşar Kemal, Yılmaz Güney,Ahmet Kaya, Ape Musa, içinden çıktıkları  Kürt halkını ve onun ezilmişliğini, uğradığı haksızlığı hiç unutmamışlardır. Biraz da bu gayret, bu duyarlılık onları erken uyandırmıştır.  Sadece Türk ve Kürt halklarının değil, bütün halkların gerçek kardeşliğini, acıların kalıcı çözümünü, doğru adres olan sosyalizmde görmüşlerdir. Yattığın yer ışık denizi olsun, ve yazdıkların, barışçı dileklerin hep yolumuzu ışıtsın benim abim koca YAŞAR  KEMAL…

Bu makale 1695 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM



Warning: file_get_contents(https://graph.facebook.com/onemsoft): failed to open stream: HTTP request failed! HTTP/1.1 403 Forbidden in /home/akdenizgazete/public_html/include/right-block-one.php on line 28
gazete manşetleri
ANKETİMİZE KATILIN

Erken Seçimde oyunuzu hangi partiye vereceksiniz?

2.3%

27.5%

35.1%

7.6%

18.3%

3.1%

6.1%

counter create hit